ERCİYES GAZETESİ

Sahibi:
HASAN SAMİ BOLAK

Yazı İşleri Müdürü:
Şeref KAHRAMAN



 
 
 
Yrd. Doç. Dr. Ahmet Vehbi ECER
   

Kuran-ı Kerim Anlayarak Okunmak İçin Gönderildi

 
03.09.2010
 
     


 
 

Kuran-ı Kerim’in bizzat kendisi Kuran’ın ne dediğinin insanlara duyurulmasını emreder Kuran’ın tebliğcisi olan Hz. Peygamber de kendisine inen ayetleri tebliğ etmek, yani bildirmek ve açıklamakla emrolunmuştür. Maide suresinde (V, 67. ayet) Yüce Tanrımız bu görevi şöyle emretmektedir.:

Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O’nun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun.”

Gene Kuran’ ın tebliği ve anlaşılması konusundaki birkaç ayeti hatırlayalım. Kutsal Kitabımızda bu konuda birçok ayetler vardır, buraya birkaçını alıyorum:

“…İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman ve onların da düşünmeleri için sana Kuran’ı indirdik.(Nahl XVI, suresi,44)

Bu kuran bana, sizi ve ulaştığı herkesi uyarasın diye vahyolundu. (Enam, VI, suresi,19)

“…Biz her peygamberi, (Allahın emirlerini) iyice açıklasın diye kendi milletinin diliyle gönderdik.(İbrahim XIV suresi,4)”

Ayetlerde belirtilen tebliğ ve açıklama için her milletin, her Müslüman’ın konuştuğu ve anladığı dillere Kuranın çevirilerinin yapılmasının gerektiği açıktır. Zira Kuran -daha önce de belirttiğimiz üzere- anlaşılmak ve anlaşıldığı biçimde tefekkür edilmek, uygulanmak için indirilmiştir. Bunun yolu ise dil’dir. Yeni bir peygamber gelmeyeceğine göre, Kuranı anlamak için her yolun kullanılması insanın hakkıdır.

Kuran’ın anlaşılması zor değildir. Yüce Tanrı: “And olsun ki Kuranı, öğüt olsun diye kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur? (Kamer LIV suresi,17)” ayetiyle herkesin anlaması gerektiğini ve şu ayetle de Kuranı okuyup anlamayanı ayıplar:

Onlar Kuran’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri kitli midir? (Muhammet XLVII suresi,24)”

Kuran-ı Kerim’in bütün ayetlerini anlamak zorunda değiliz Başlangıçta haramları – helalleri, ibadetleri ,ahlaki tavsiyeleri, inanç ilkelerini, sorumluluklarımızı aracısız ve yorumsuz olarak -kimseye muhtaç olmadan- anlayabiliriz.Kuranda Hz. Peygamber döneminin sosyal yaşantı ve alışkanlıkları ile, coğrafi konum,iklimle ilgili mahalli hükümler de vardır.Bu hüküm ve konuları anlayabilmek için Hz. Peygamberin hayatı ve dönemi örf ve adetleriyle ilgili tarihi ve sosyolojik verileri araştırmamız, o zamanki şartlar altında ne denmek istendiğini düşünmemiz Kuranı doğru anlamamıza yardımcı olur..Kuran birçok konuları içeren bir kitaptır.Bazı ayetleri anlayabilmek için alt yapı diyebileceğimiz bazı ,Kuranı anlamaya yardımcı olan bilgi ve metotları elde etmemiz gerekebilir.Astronomi ile ilgili ayetleri herkesin anlaması mümkün olmadığı gibi , herkesin anlaması da gerekmeyebilir.Kuranı anlamada dikkate alınması gereken bazı basit konuları hatırlatmak isterim.

Kuranda hiçbir sebebe dayanmaksızın nazil olan ayetler vardır ve bunlar çoğunluktadır. Fakat bazı ayetlerin gelmesine (nüzulüne) yol açan olaylar vardır ve bunlara

“E s b a b –ı N ü z u l” yani iniş, geliş sebepleri denilir. Bunlar olay şeklinde veya Hz. Peygambere sorulan sorular olabilir. Nüzul sebepleri Hz. Peygamberi bizzat işiten ya da ayetlerin inişine şahit olan veya ayetlerin niçin indiğini bilmiş olan sahabenin yaptığı duyurularla sabit olur. Bu konuda yazılmış kitaplar vardır. Ayetlerden ne kastedildiğini anlamamız, ayetin hikmet ve sebeplerini anlamamızda nüzul sebepleri yardımcıdır.Çelişkili görünen ayetlerin çelişkilerinin çözümüne ve açıklanmasına yardımcı olur.Örnek olarak şu iki ayeti birlikte düşünelim:

Doğu da, batı da Allahındır. Nereye dönerseniz Allah oradadır. Kuşkusuz Allah, lütfü geniş olandır ve hakkıyla bilendir.(Bakara II suresi,115)”

Bu ayet-i kerimenin iniş sebebini bilmez ve düz ifadesine (zahirine) bağlı kalırsak, Kabe’ye yönelmeden de namaz kılınabilinir sonucunu çıkarmak mümkündür. Oysa ki bu ayet bir seferde (savaşta) Hz. Peygamber deve üzerindeyken inmiştir. Yani kıbleyi içtihada göre araştırma sırasında nazil olmuştur. Normal halde, kıbleyi bilme imkânı varken Müslümanlar,

(Bakara II Suresi’nin 144.) ayeti gereği namazlarda Kâbe’ye yönelmek zorundadırlar. Ayrıca coğrafi şartlar ve iklim göz önünde bulundurularak ve ibadetlerin özünü değiştirmeden, dünyanın değişik yerlerinde orucun ve namazın vakit ve sürelerininde kolaylıkların sağlanabileceği ruhsatı vardır. Sadece Hz. Peygambere mahsus olan ayetleri de o çağın kültürünü anlama bakımından değerlendirmemiz mümkündür. Meselâ:

“Ey iman edenler! Seslerinizi peygamberinizin sesinin üstüne yükseltmeyin… (Hucurat XLIX suresi, 2. ayet)”

Odaların arkasında sana bağıranların çoğu aklı ermeyen kimselerdir.(Hucurat XLIX suresi,3. ayet)”

“Ey iman edenler! Peygamber ile baş başa konuşacağınız zaman, baş başa konuşmadan önce bir sadaka verin… (Mücadele LVIII suresi,12. ayet)

Kuran-ı Kerimdeki ayetlerle hadis- şerifler arasında bir çelişki hissedilirse ayet-i kerime tercih edilir, hadis terk edilir.Bu cümlemizden sünnetler (yani hadisler) gereksizdir anlamını çıkartmamalıdır.Hz. Peygamber gerektiği zaman Kuranı tefsir etmiştir, ibadet şekillerini fiilen uygulamıştır.Kuranda Allaha itaatten sonra Hz. Peygambere de itaat ve uyma emredilir .(Bak:Al-i İmran III suresi,132 ; Nisa IV suresi,59 ; Nur XXIV suresi,54.. gibi).Ancak İslam bilginlerince İslam dininin ana kaynağı Kurandır. Pakistanlı bilginlerden Fazlurrahman bu hususu şöyle anlatır:

“Müslümanlar için Kuranın otoritesi Hz. Peygamberin otoritesinin üzerinde bir şeydir ve Hz. Peygamber onun buyrukları ve hükümleriyle bağlı olduğu için, sadece onun tebliğcisidir

(Fazlurrahman, İslam, Çev: M.Dağ-M.Aydın, İstanbul,1993,69)”

Kuranı anlamaza lafza, (zahirine, düz anlamına) bağlı kalmayıp ayetin amacını düşünmek ve ona göre değerlendirmek gerekir.Bu hususu İslam bilginleri “Bir işten,sözden maksat ne ise hüküm ona göredir. Eylemler (ameller) niyetlere göre değerlendirilir.” Cümleleriyle formülleştirmişlerdir. Mesela, bir kimsenin devlet büyüğüne veya bir bilgine ibadet kastıyla eğilmesi (secde etmesi) küfürdür. Büyük günahtır. Saygı niyetiyle eğilmesi ise günah değildir.

Kuranın inanç esasları dışında kalan insanlar arası ilişkiler, ibadetler ve diğer eylemlerle ilgili emirleri ile mevcut şartlar ve gelişmeler arasında zorlama ve uyumsuzluklarla karşılaşılır ise içtihat yapılır ve gelişmelere ve zorunluluklara imkân tanınır, bağlı kalınır. İslam hukukunda buna :”Zamanın tagayyürü (değişmesi) ile ahkâmın (yani hükümlerin) tagayyürü inkâr olunamaz. Menat-ı hüküm (hükmün çıkış sebebi, kaynağı) sakıt olunca (ortadan kalkınca) hüküm dahi sakıt olur. Zaruretler (zorunluluklar) şer’an (hukuken) memnu (yasak) olan şeyleri mubah kılar” kuralları denilir.

Ufak tefek zorluklarına rağmen, Kuranı anlamaya gayret etmemiz bizim şuurlu ve doğru bilgilere dayalı Müslüman olmamızı sağlayacaktır. Çünkü Kuran Yüce Tanrı’mızın bizlere haramları-helâları, inanç ilkelerini, güzel ahlakı, doğruluğu, insanlığı, sosyal yardımlaşmayı, varlıkları sevmeyi, toplumla, kendi kendimizle ve tabiatla barışık olmamızı ve daha başka şeyleri anlattığı bir kutsal kitaptır. Adeta, Yüce Tanrımızın bizlere, insanlığa gönderdiği bir mektuptur. Her Müslüman’ın evinde ve elinde bulunan bu mektubun içinde bize neler anlatılıyor, ne gibi haberler veriliyor, merak etmiyor muyuz? Gelin, biz bunu anlamayız, demeyelim. Mutlaka anlamaya, tercüme veya tefsirlerden okuyalım. Anladığımız kadarını anlayalım. Anlamadıklarımızı da bilginlere soralım veya açıklayıcı kitapları (tefsirler okuyarak anlamaya çalışalım. Kuran ile bizim aramıza giren aracıları aradan çıkartalım, onu bunu taklit etmekten kurtulalım. Ancak böylece inançlarımızı ve dini görünümlü olup dine aykırı olan adetlerimizden arındıralım. Taklitçilikten kurtulalım. Dini kültürümüzü ve bilgilerimizi sağlam temellere oturtalım. Kutsal kitabımızda neler yazdığını öğrenmenin de ibadet olduğunu aklımızdan çıkartmayalım.

- başa dön -

 

 

 
Copyright© Erciyes Gazetesi Yenidoğan Mah. Matbaacılar Sitesi 4. Blok No:42 KAYSERİ
Tel:+90 (352) 332 33 77 Fax: +90 (352) 332 33 73 e-posta: okurhatti@erciyesgazetesi.com
Bu site Erciyes Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.