Ermeni sorunu, 16 Mart 1921de Taşnak Ermeni Hükümetiyle imzalanan Moskova Anlaşması ve 13 Ekim 1921’de Sovyet Ermeni Hükümetiyle gerçekleştirilen Kars Anlaşmasıyla Türkiye açısından kapanmıştı. Bu iki anlaşmayla, Türkiye-Ermenistan sınırı belirlenmiş; Ermenistan, Sevr’in geçersizliğini kabul etmiş ve bütün taleplerinden vazgeçmişti. Ermenistan Adalet ve İşçi Komiseri Şah Verdof, Kars Anlaşması’nın imza töreninde barış ve kardeşliği vurgulayan şu sözleri söylemişti: “Bundan böyle bu iki milleti başkalarının çıkarı uğruna birbirinin üzerine saldırtmak mümkün olamayacaktır.”
Mustafa Kemal de aynı duyguları taşıyordu. 11 Mart 1922’de TBMM’nin açılış konuşmasında, günümüze ışık tutan şu cümleleri söylüyordu: “Ermeni meselesi denilen ve Ermeni milletinin gerçek çıkarlarından ziyade, dünya kapitalistlerinin ekonomik çıkarlarına göre halledilmek istenen mesele; Kars Anlaşmasıyla en doğru çözüm şekline kavuştu. Asırlardan beri dostane yaşayan iki çalışkan halkın dostluk bağları memnuniyetle tekrar kuruldu.”
Konuşmalarından cümleler aldığımız iki lider de soruna en doğru teşhisi koymuşlardı. Gerçekten de Ermeni meselesi, Osmanlı’yı parçalamak isteyen emperyalist devletlerin kendi çıkarları için yarattıkları bir meseledir. Bu devletler, Fransa, İngiltere, ABD ve Çarlık Rusya’sıdır. Millet-i sadıka olan Ermeniler, diğer Hristiyan toplumlar gibi insafsızca kışkırtılmışlardır. Şunun için “insafsızca” diyoruz: Ermenilere verdikleri akıl, akıl değildir. Çünkü Ermenileri terörle netice alacaklarına inandıranlar, bu emperyalist devletlerdir. 1887’de İsviçre’de kurulan Hınçak komitesi İngilizlerin,1890’da Tiflis’te kurulan Taşnak örgütü de Rusların kontrolünde faaliyet göstermişlerdir. Her iki örgüt de terörü, amaçlarına ulaşmada araç olarak kullanmışlardır. Gözü dönmüş bu örgütler, Ermenileri silahlandırmışlar; Türk yöneticilere, kendilerine katılmayan kendi ırktaşlarına suikastlar düzenlemişler, Müslüman köylerinde katliamlar yapmışlar ve Ermeni isyanlarını yönlendirmişlerdir. Devlet müdahale ettiği zaman da velvele kopararak Osmanlı’yı emperyalist devletlere şikayet etmişlerdir. Bu da sömürgeci devletlerin arayıp da bulamadıkları bir şey olmuştur.
Ermeni çeteleri Birinci Dünya Savaşında ve sonrasında Rusya, Fransa ve İngiltere saflarında Türklere karşı savaştılar, tarihte benzeri az görülür katliamlar yaptılar. Bu yüzden “Ermeni” denilince aklımıza “terör” ve “ölüm” geliyor.
Türk İstiklâl Savaşında ummadığı bir yenilgi alan Batı emperyalizmi, sonraki yıllarda da Türkiye ile uğraşmaktan vazgeçmedi. İngilizler 1927 yılında Ermeni ve Kürt ayrılıkçılarını birleştirerek HOYBUN teşkilatını kurdu. Akıllarınca Şeyh Sait isyanında uğradıkları yenilginin intikamını almak ve yeni Kürt isyanlarıyla yeni ve milliyetçi Türk hükümetini yıpratmak istiyorlardı. Bu örgüt, Ağrı isyanında etkili oldu; ancak Türk Hükümeti kararlı ve devletin başında da Atatürk vardı. Yine netice alamadılar; fakat terörden de vazgeçmediler.
1970’lerde ASALA terör örgütü devreye sokuldu. Türk diplomatlarına yönelik suikastlar 1973’te başlatıldı. İlk şehitlerimiz, Los Angeles Başkonsolosumuz Mehmet Baydar ve konsolos Bahadır Demir… Türkiye’ye savaş açtılar ve en seçkin 41 diplomat, güvenlik görevlisi ve iş adamımızı kahpece katlettiler.
8 Nisan 1980’de ASALA ve PKK’nın Lübnan’ın Sidon kentinde bir araya gelerek Türkiye’ye karşı ortak eylem kararı aldıklarını görüyoruz. Bir takım eylemleri beraberce düzenlemeleri yanında, PKK’nın Zeli ve Bekaa vadisindeki kampları Ermeni militanlarına açılır. Uyuşturucu kaçakçılığı, Güney Kıbrıs üzerinden ortaklaşa yürütülür.
1987 yılında, ASALA ile PKK’nın yeni bir anlaşma yaptıkları ve şu üç maddede anlaştıkları bilinmektedir:
1-Ermeniler PKK kamplarında eğitim yapacaklar.
2-PKK’ya her yıl adam başı 5 bin dolar para ödenecek.
3-Ermeniler PKK ile küçük çaplı eylemlere katılacaklar.
Burada amaç, Türk istihbaratının çökerttiği ASALA’yı canlandırmaktır.
1990’da yeni bir karar alırlar. Anlaştıkları beş madde şunlardır:
1-PKK ile ASALA ortak yönetilecek.
2-PKK eylemlerinin istihbaratı, Ermeniler tarafından yapılacak.
3-Devrimden sonra topraklar (Anadolu) eşit olarak paylaşılacak.
4-PKK’nın kamp masraflarının % 75’i Ermenilerce karşılanacak.
5-Türkiye içinde büyük şehirlerde ortak eylemler yapılacak.
PKK-ASALA işbirliği, Ermenistan tarafından da desteklendi: Ermenistan’da PKK’ya kamplar tahsis edildi, Abdullah ÖCALAN’a, “Büyük Ermenistan fikrine katkılarından dolayı” Ermeni Yazarlar Birliği’nce onur üyeliği verildi, “Toze” ve “Boto Redaksiyon” adlarında 2 PKK gazetesi Ermenistan’da yayımlandı.
Günümüzde de PKK-ERMENİ işbirliği devam ediyor. Galiba, Batı emperyalizmine uşaklık yapmak, hoşlarına gidiyor. Araçları dün terör idi bugün de terör… Hırant Dink’in öldürülmesini, Türk devletine saldırmak için nasıl kullandıklarını, AB’ci ve ABD’ci yazarların bu melun cinayeti fırsat bilerek Türk milletine hakaretler yağdırdıklarını hep beraber görüyoruz. Hırant Dink’in ölüm yıldönümünde Agos gazetesi önünde yapılan anma toplantısında barıştan söz edildi ama oradan yürüyüşe geçenler polisi taşladılar, Türk bayrağı taşıyan bir genci linç etmeye çalıştılar, MHP ve İP binalarına saldırdılar.
Barış, kardeşlik ve demokrasi kavramları ancak bu kadar istismar edilir. Ermeni iddialarına destek veren yazarlar, Türklüğe kin kusan bir canavar yarattıklarını, acaba, görmüyorlar mı?